06 08 2011

Oğuzlar (Uzlar)

    Oğuzlar (Uzlar)   Türk boylarının en kalabalık ve en güçlü topluluğu olan Oğuzlardan bir blümü XI. yüzyıl ortalarında Karadeniz'in kuzeyine doğru göç ettiler. Kıpçakların ve Rusların baskısı sonucu Balkanlara indiler. Slavlar ve Peçeneklerle savaştılar. 1068' de Macaristan'a düzenledikleri akında, başarılı olamayına bir kuvvet olmaktan çıktılar. Çeşitli bölgelere dağılan Oğuzlardan bir kısmı, Bizans tarafından Makedonya'ya yerleştirildi. Oğuzların bir kısmı ise güneye inerek İslamiyeti kabul ettiler. XI. yüzyılın ortalarına doğru Selçuklu devletini kurdular. XIII. yüzyıldaki Moğol istilasından kurtulabilmek için deAnadolu'ya göç ettiler. Oğuzlar, Müsüman olduktan sonra, Müslüman komşuları, onlara, Müslüman Türk anlamında, "Türkmen" adını verdiler. Günümüzde Türkmenistan, İran, Irak, Suriye ve Azerbaycan, Türkiye, Kıbrıs ve Balkanlarda yaşayan Türklerin ataları Oğuzlardır. Devamı

31 07 2011

Türk ve İslam Alemine Hayırlı Ramazanlar Dilerim.

Türk ve İslam Alemine Hayırlı Ramazanlar Dilerim. |  görsel 1

  Ramazan Oruçu İslamın beş şartından biri Kelime-i şahadet getirmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Hacca gitmek İslamın beş şartından dördüncüsü mübarek Ramazan ayında her gün Oruç tutmaktır. Oruç Hicretten on sekiz ay sonra, şaban ayının onuncu günü, Bedir Gazasından bir ay evvel farz oldu. Oruç, imsak vaktinden yani fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar yemek ve içmekten uzaklaşmak demektir. Bunun manası insanlara açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu öğretmektir. Tok, hiçbir zaman açın halini bilmez ve ona merhamet etmez. Oruç toklara aç insanların neler çektiğini öğretir. Oruç tutmak Müslümanlara vazife olduğu gibi diğer ilahi dinlerde de emredilmişdi. Kur'an-ı Kerim'de mealen " Ey iman edenler Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de Ramazan orucu farz kılındı. Umulur ki Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız" ( Bakara süresi: 183. ayet) ve "Sizden kim Ramazan ayında bulunursa oruç tutsun" ( Bakara süresi 185. ayet) buyruldu. Bir hadis-i şerifte buyruldu ki" Bir kimse Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir vazife bilir ve orucun sevabını yanlız Allahü tealadan beklerse geçmiş günahları affolur. Şaban ayının son günü Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hutbelerinde buyurdu ki" Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki bu ayda ki bir gece (Kadir gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teala, bu ayda her gün oruç tutulmasının emretti. Bu ayda, geceleri teravih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay sabır ayıdır. Sabredenlerin gideceği yer, cenn... Devamı

31 07 2011

Peygamberimizin (s.a.v.) Tevazusu

  Peygamberimizin Tevazusu Kibir ve gururun zıddı olan tevazu ancak bu iki kötü huyun yenilmesi sayesinde kazanılır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam tevazun her çeşidi ve en idalini hayatında göstermiştir. Kimsenin yapamadığı ve istesede ulaşamayacağı bir şekilde tevazu ve alçakgönüllülüğün en makbbulünü yaşamıştır.Yaratılmışların en üstünü makam ve mertebece en yücesi olduğu halde hiçbir şekilde insanlar arasında Peygamberlik imtiyazını kullanmamıştır ve kendisini onlardan üstün göstermeye çalışmamıştır. Bu üstün ahlakı vasfını kendi aile fertleri arasında gösterdiği gibi sahabiler içinde ve henüz İslamiyeti kabul etmemiş kimselere karşı da belli etmekten asla çekinmemiştir. Böylece pek çok insanın hidayetine vesile olmuştur.Cenap-ı Hak kendisine kral bir Peygamber olmakla, kul bir Peygamber olmak arasında serbest bıraktığında Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam "kul bir Peygamber" olmayı tercih edip kabul etmiştir. Bunun üzerine İsrafil aleyhisselam Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselama "Şüphesiz Allah Teala tevazu gösterdiğin için O hasleti de sana vermiştir. Kıyamet gününde insanların Efendisisin. Yeryüzü yarılıp kabrinden çıkacak ve ilk şefaat edecek olan da sensin" demiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed aleyhisselam uzanarak yemek yemedi. Ve "Bir köle nasıl yemek yerse bende öyle yemek yerim. Köle nasıl oturuyorsa bende O biçimde otururum" diyordu.Bir defasında asasına dayanarak sahabilerin yanına geldi. Resulullah'ın geldiğini gören sahabiler hemen ayağa kalktılar. Bu hareketlerini tasvip etmeyen Peygamber Efendimiz onları ikaz etti. "Acemlerin (diğer milletlerin) birbirlerini ta'zim ederek ayağa kakmayın. Çünkü ben kulun ... Devamı

17 07 2011

Celaleddin Harzemşah

    Celaleddin Harzemşah Harzemşah İmparatorluğu'nun yedinci ve son hükümdarıdır. Sultan Muhammed Harzemşah'ın oğlu olup annesi Ay-Çiçek hatundur.Harezmşahlar Devletinin son hükümdarı olan Celaleddin Harezmşah, genç yaşta Gazne ve çevresinin valiliğine getirildi ve bundan sonra babası Alaaddin Muhammedin tüm seferlerine katıldı. Celaleddin Harzemşah ilk savaşını Moğallar'a karşı açtı. ve 1216 yılında Cengiz Han'ın Moğol kuvvetlerinin başında Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci bulunmaktaydı. Moğol kuvvetleri, Harzemşah Türklerinin üzerine şiddetli bir hücuma kalktılar. Bu şiddet karşısında Harzemşah ordusu bir paniğe uğradı. Fakat Celaleddin Harzemşah, yalın-kılıç Moğolların üzerine öyle bir saldırdı ki bu defa Moğollar perişan oldular.  1221 yılında Parvan Meydan Savaşın'da büyük Moğal ordusunu dağıttı. Fakat Moğollar'ın sürekli hücumu karşısında gerilemek ve Hindistan'a kaçmak zorunda kaldı. 1224 yılında İran'a girerek Harzemşah İmparatorluğu'nu yeniden canlandırdı. Gürcistan Kralığı'na boyun eğdirdi. 1228 yılında İsfahan'da Moğal ordusunun batı kolunu püskürttü. Bu başarılar Eyyübiler'le Anadolu Selçukluları'nı ürkütmüştü. Bu yüzden Harzemşah onlardan bir destek görmedi. 1231 yılında küçük ordusuyla Moğallar'a karşı tutuştuğu savaşta yenilerek Toroslar'a çekildi ve orada öldü. Bütün İslam Türk tarihinin en bahadır ve üstün meziyetli kahramanı olup Moğallar'la yapılan savaşın bayraktarı ve kahramanı oldu ... Devamı

10 07 2011

Mescid-i Kuba İnşası

    Mescid-i Kuba İnşası İslamda ilk bina edilen mescid Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hicretlerinde Medine-i münevvereye gelmeden önce Kuba denilen yerde konakladılarında ilk bina ettikleri mesciddir. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem beraberinde Hz. Ebu Bekr, Amir bin Fühheyre (r.anh) ve mihmandarları Abdullah bin Üreykıt olduğu halde 622 yılı Eylül ayının 20. günü (hicretin birinci senesi Rebiulevvel ayının sekizinde) Pazartesi günü kuşluk vakti Kuba köyüne ulaştılar. Bu gün İslam tarihinde Müslümamların Hicri Şemsi yılının senebaşı sayıldı Peygamber efendimiz, Kuba'da bir mescid bina ettiler ve burada ilk Cuma namazını kıldılar. Kuba Mescidinin arsası Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) evlerinde konakladıkları Gülsüm bin Hidm'e aitti. Peygamber efendimiz burasını satın aldı. ve mescidin temelini atacağı zaman; " Ey Kubalılar Bana Harre mevkiinden taş getiriniz." buyurarak bina işine girişildi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) yanına bir hayli taş toplanınca kıbleyi çizerek ve bir taş alıp birinci temel taşını kendi mübarek elleriyle koydular. Kuba Mescidi, Kur'an-ı kerimde mealen: " Temeli takva üzerine kurulan mescid." (Tevbe süresi: 108) buyrularak medhedilmiştir. Kuba Mescidi sonraki devirlerde halife, hükümdar ve vezirler tarafından defalarca tamir edildi ve yenilendi. Halife Ömer bin Abdülaziz rahmetullahi aley, Kuba Mescidini genişletti. Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve demirle pekiştirdi ve nakışlattı. Ona bir minare ilave ettirdi. Osmanlı hükümdarlarından Kanuni Sultan Süleyman Han, Kuba Mescidini yıktırıp yeniden yaptırdı.Ona hatipler, imamlar ve müezzinler tayin etti.(H.950) Kuba Mescidi Sultan Mahmut Han tarafından da tamir ve tezyin edilmiştir. ... Devamı

25 06 2011

Raci Olayı

Raci Olayı Medine civarında oturan Adal ve Karra kabileleri Hz. Muhammed aleyhisselama başvurarak müslüman olmak istediklerini kendilerine İslam’ı öğretecek öğretmenler verilmesini istediler. İslam’ın yayılması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Peygamber Efendimiz Hz .Muhammed aleyhisselam Asım’ın başkanlığında 10 kişi gönderdi. Ancak mürşidler, Raci denilen yere vardıklarında yolkesici çetelerin hücumuna uğradılar. Aslında istekte bulunan kabilenin de bunda eli vardı.Anlaşmışlardı. Sekiz müslüman şehit ettiler. Zey ve Hübeyb’i ise teslim alıp Mekke’lilere sattılar. Ebu Süfyan Mekke’de halkın huzurunda önce Zeyd (r.anh.)’a bağışlanması karşısında dininden dönüp dönmeyeceğini sordu Zeyd (r.anh.) Müslümanlığında sebat (dönmeyeceğini) söyleyince elindeki mızrakla onu öldürdü. Bu olayı gören Hubeyb (r.anh.) aynı şekilde dininden ayrılmadı ve o da İslam yolunda şehitlik şerbetini içti. Devamı

17 06 2011

İslam Medeniyeti

    İslam Medeniyeti İslam kültür ve medeniyetinin esasları Kur'an-ı Kerim Hadis ve Sünnete dayalı olarak konulan kurallar çerçevesinde oluştu. İslamiyet Mekke'de doğdu; Hz. Muhammed (S.A.V.) in Mekke'den Medine'ye hicretinden sona büyük bir gelişme göstererek Arabistan'a hakim oldu. Müslümanlar , Hz. Ömer (r.anh) devrinden itibaren Arap Yarımadası dışında büyük fetihlere giriştiler. Bu fetihler sonucu kısa sürede doğuda Maveraünnehir bölgesinden, batıda Atlas Okyanusu'na kadar egemen oldular. Müslümanlar, bu fetihlerle Suriye, Irak, İran, Mısır gibi gelişmiş medeniyete sahip ülkeleri ele geçirdiler. Ayrıca eski kültürlerin yatağı olan Hint, Orta Asya ve Anadolu bölgeleriyle de ilişkiler kurdular. Bu bölgelerdeki kültür ve medeniyet birikimlerinden yararlandılar. Bu bilgileri, İslamiyet içinde yeni bir sentezle geliştirerek İslam Mediniyetinin temellerini attılar. Kur'an-ı Kerim'in özüne aykırı olmayan her türlü bilim ve sanat eserinden yararlandılar. Yeni medeniyetlerini yaratırlarken de asla taklitçi olmadılar. Müslümanlar, etkilendikleri, yararlandıkları medeniyetleri çok daha ileriye götürdüler. İslam medeniyeti deyimi, İslam ülkelerinde ortaya konulan maddi ve manevi kültür eserlerini içine alır. Bu medeniyet, Müslüman olan bütün kavimlerin ortak eseridir. Bu medeniyetin gelişmesinde Türklerin de büyük katkıları olmuştur. Özellikle Selçuklular ve Osmanlılar, İslam medeniyetinin gelişmesinde ve yayılmasında önemli rol oynamışlardır. İslamiyetin ilmi çalışmalar yapmayı emretmesi, akla ve bilime önem vermesi bu medeniyetin hızla gelişmesini sağlamıştır.   ... Devamı

11 06 2011

Kabe Ziyareti (Kaza Umresi)

    KABE ZİYARETİ (KAZA UMRESİ) (H.7/M.629)   Bir yıl önce yapılan Hudeybiye antlaşması gereği bu yıl Müslümanlar Mekke'ye giderek Kabe'yi ziyaret edeceklerdi.Peyganberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam, 2000 Müslümanla birlikte Medine'den yola çıkarak Mekke'ye geldi. Kabe'yi görünce, hep bir ağızdan tekbir getirdiler. Usulune uygun olarak kabeyi ziyaret ettiler ve ihramden çıktılar. Ertesi gün Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam Kabe'ye girdi. Öğle vakti gelince Bilal-i Habeşi tatlı ve gür sesiyle öğle ezanını okudu. İkibin müslüman cemaatle öğle namazı kıldılar.Müslümanlar, Mekke'de üç gün kaldıktan sonra geri döndüler. Bu ziyaret sırasında Mekkeliler, Müslümanları dikkatle izlediler. Müslümanların temizliği, güzel ahlakı onların üzerinde olumlu etkiler bıraktı. İslam'a karşı içlerinde sevgi uyanmaya başladı. Kureyş'in ileri gelenlerinde Halid b. Velid ile Amr b. As Medine'ye giderek Müslüman oldular. Devamı

05 06 2011

Süre

Süre |  görsel 1

      Süre Kur'an-ı Kerimde ayetlerden meydana gelen bölümler Kur'an-ı Kerimde uzunlukları birbirinden farklı 144 süre vardır. Araları birbirinden besmelelerle ayrılmıştır. En uzunu 186 ayetten meydana gelen BAKARA süresi, en kısası 3 ayetten meydana gelen KEVSER süresidir. Kur'an-ı Kerimde sıralanış bakımından ilk süre FATİHA, son sure NAS suresidir. Sürelerin yerleri. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem tarafından bildirilmiştir. Üçüncü Halife Hz. Osman (ranh), hiçretin 25. senesinde yazdırdığı altı mushafta bu süreleri yerlerine koymuştur Kur'an-ı Kerim. Süreler, Peygamber Efendimize nazil oluşuna göre de ikiye ayrılır. Mekke'de inen süreler Mekki'dir. Hiçretten sonra Medine-i münevverede inen süreler de Medeni  olarak isimlendirilir. Mekki sürelerin sayısı 86, Medeni sürelerse 28'dir Kur'an-ı Kerimde TEVBE süresi dışındaki sureler, besmeleyle başlar. Süreler uzunluk ve kısalıklarına göre dörde ayrılır. En uzun yedi sureye (ikinci Bakara suresinden başlayarak, dokuzuncu Tevbe süresine kadar olanlara) Seb'üt-tval ( en uzun yedi süre) denir. Ayet-i kerime sayıları yüz civarında olanlara El-Miün, ayet-i kerime sayısı yüzün altında olanlara El-Mesani denilmiştir. En son süreler İHLAS, FELAK ve NAS süreleridir. Namaz süreleri diye isimlendirilen süreler, Kur'an-ı Kerimin son on süresidir. Devamı

03 06 2011

Hz. İbrahim aleyhisselam

    Hz. İbrahim aleyhisselam Hz. İbrahim (a.s.) "Ulü'l-Azm (azm sahibleri)" denilen büyük peygamberlerden biridir. Bunlar, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâm, Hz. Nuh aleyhisselâm, Hz. Musa aleyhisselâm ve Hz. İsa aleyhisselâm olmak üzere beş peygamberdir. Hz. Nuh (a.s.) peygamberin çocukları yeryüzüne dağıldıktan sonra Ham'ın soyundan "Nemrud" adında bir adam, birçok kabileleri başına toplayarak Babil'de, şimdiki Musul şehrinin bulunduğu yerlerde Babil hükümetini kurmuştu. Babil ülkesine "Geldanistan" denildiği gibi, hükümdarlarına da "Nemrud" denilir. Babil halkı arasında "Saibe" denilen sapık bir din türemişti. Bunlar, güneşe, aya, yıldızlara, putlara ve hükümdarlara tapmakta idiler. Yüce Allah, Nemrud İbni Ken'an zamanında Babil halkına Hz. İbrahim aleyhisselâm'ı peygamber olarak gönderdi. O'na on sayfalık kitab verdi. HZ. İbrahim aleyhisselam Babil halkına gerçek dini bildirmeye başladı onları hak dine çağırdı. Doğup batan, sönüp giden şeylerin tapılmaya uygun bulunmadıklarını onlara söyledi. Fakat onlar aldırmadılar. Bir yortu günü insanlar şehir dışına çıkmışlardı. Hz. İbrahim aleyhisselâm şehirde kaldı. Putların bulunduğu yere giderek bir kısım putları kırdı. Elindeki baltayı da büyük bir putun boynuna astı. İnsanlar şehire dönüp bu durumu görünce, bunu Hz. İbrahim'in (a.s.) yaptığını anladılar.Hz. İbrahim de: "Eğer söyleyebilirse sorunuz; bunu bu büyük put yapmıştır!" dedi. Dediler ki: "Hiç cansız olan bir put böyle bir şey yapabilir mi?" Hz. İbrahim de: "Madem ki bunlar cansız, ellerinden bir şey gelmez şeylerdir; artık niçin bunlara tapıyorsunuz?"... Devamı

30 05 2011

Emeviler

    Emevi Devleti (661-750) 661 yılından 750 yılına kadar 89 yıl süren İslam hanedanlığı sürmüştür. Hz. Muhammed aleyhisselamın ilk 4 halifesinin sonuncusu olan Hz. Ali (r.anh.) ile daha onun halifeliğinin başından beri mücadele etmiştir. Hz. Ali (r.anh.) öldürülmesi üzerine de İslam imparatorluğunun başına geçmişlerdir. Hanedanın kurucusu Muaviye I Kureyş'lerin asil bir koluna mensuptur. Emevi adı babasının dedesinden gelir. Emeviler imparatorluğun merkezini Şam'a götürmüştür 711 yılında İspanya ve Portekiz'in fethi dahil olmak üzere çok büyük başarılar kazanmışlardır. Fakat sert bir (Arap siyaseti) gütmeleri Arap olmayan unsurları memnuniyetsizliğe sürüklemiştir. Sonunda İran'da çıkan isyanlar hanedanın yıkılmasına sebep olmuştur. Son Emevi Halifesi II. Mervan döneminde (744-750) Abbasiler denetiminde gelişen muhalefet Emevi egemenliğini sarstı. Sonunda Abbasilerin önderi Ebu'l-Abbas, Emevi egemenliğine son verdi ve Emevi hanedanının bütün üyelerini öldürdü. Bu kıyımdan canını kurtarabilen Abdurrahman, İspanya'ya giderek orada Endülüs Emevileri Devleti’ni kurdu. Devamı

24 05 2011

Çin Seddi

    Çin Seddi (M.Ö. 221-210) M.Ö.221-210 yılları arasında, Çin İmparatoru Si-Huangti tarafından yaptırılan sed, Sarı Denizin kuzeyindeki Liaotung Körfezi kıyılarından başlar, dağlar ve boyun noktalarını takip ederek Kansu ayaletine kadar devam eder. 5000 km uzunluğunda ve 5-10 m genişliğinde, kalın ve yüksek duvarlardan ibaret olan bu surların üstünde her 200 adımda bir 12 m yüksekliğinde kuleler bulunur. Ayrıca başlıca karayollarına tesadüf eden geçit yerlerinde de 40 kadar abidevi kapısı vardır. Çinliler Türk ve Moğalların istilasından korktuğu için bu seddi yapmışlardır. Bu seddin yapılmasına rağmen Türk ve Moğalların akınlarıyla Çin ülkesi istila edilmiştir. ve Çinliler yapılan saldırıları engelleyememişlerdir. M.Ö. 211 senesinde Hun Türkleri tarafından aşılan Çin Seddi, ikinci defa 1664 yılında Mançu istilasında da aşılmıştır. Çin mimarlığının en eski ve büyük eseridir. On beş ve on altıncı asırlarda önemli tamir gören Çin Seddi günümüzde turistlerin çok ilgisini çekmektedir.   Kaynak: Yeni Rehber Ansiklopedisi ... Devamı

24 05 2011

Göktürk Devleti

    1. Göktürk Devleti (552) Kuzey Hun Devletinin yıkılmasından sonra Altay dağlarının doğusuna çekilen Türkler, burada demircilikle uğraşıyorlar ve bağlı bulundukları Avarlara (Juan-Juan,Apar) silah yapıyorlardı. Kitabelerde kendilerini "Göktürk" olarak tanıtan bu kavmim başında VI. yüzyılın ortalarında Bumin bulunuyordu. Göktürkler, 535 yılına doğru iyice güçlendiler. Bu tarihlerde Tölesler, Avarlara karşı ayaklandılar. Avar hükümdarı bu ayaklanmayı bastırma görevini Bumin'e verdi (552). Bumin Töleslerin ayaklanmasını bastırdıktan sonra, Avar hükümdarı ile eşit olduğunu göstermek için hükümdarın kızıyla evlenmek istedi. İsteğinin kabul edilmemesi üzerine Batı Tabgaç prensesiyle evlendi. Bumin, sağladığı bu destekle Avarları yendi. merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk Devleti'ni kurdu (552). Bumin Kağan, devletin batı kanadını, kuruluşta kendisiyle birlikte çalışan kardeşi İstemi'ye, "yabgu" unvanını taşımak ve doğu kanadının egemenliğini tanımak şartıyla verdi. Bumin, devleti kurduğu yıl içinde öldü. Bumin'den sonra yerine önce Ko-lo, daha sonra Mukan geçti. Mukan Kağan Döneminde Göktürk devleti en güçlü dönemini yaşadı. Bu dönemde Avar devletine son verildi, Kitanlar ve Kırgızlar egemenlik altına alındı. Çin'e Göktürklerin üstünlüğünü kabul ettirdi. Göktürk devletinin batı kanadını yöneten İstemi Yabgu, kısa zamanda sınırlarını genişletti. İpek Yolu'nu ellerinde tutan Akhunlara karşı, Sasanilerle ittifak yaptı. Bu ittifak sonucu Akhun devleti yıkılarak torakları Göktürk ve Sasani devletleri arasında paylaşıldı. Bir süre sonra Sasanilerin İpek Yolu'na egemen olmak istemeleri ve yolu kapamalar... Devamı

23 05 2011

Akşemseddin

    Akşemseddin İstanbul'un Manevi Fatihi İstanbul'un manevi fatihi, büyük alim, üstad, hekim ve veli Asıl ismi Muhammed bin Hamza, lakabı Akşeyh'tir. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi'nin neslindendir. Soyu Hz. Ebu Bekr-i Sıddık'a Ulaşır. 1390 senesinde Şam'da küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi. 7 yaşında babsı ile Anadolu'ya gelir. Akşemseddin, babasının vefatından sonra tahsiline devam ederek,sarf, nahiv, mantık,meani, belagat ilmi-i fıkıh, akaid, hikmet okudu. Zeka ve istidadının yardımıyla kısa sürede ilimleri öğrenip tıp ilmini dahi tahsil ettikten sonra Osmancık medresine müderris oldu. Akşemseddin'e zamanın büyük Velisi Hacı Bayram hazretlerine gitmesini tavsiye ettiler. Akşemseddin hazretleri müderrislik görevini bırakarak, Ankaraya geldi.  Rastladığı bir kimseye Hacı Bayram Veli'yi nerede bulabileceğini sordu." İşte şu gördüğün dükkan dükkan gezerek para toplayan kişi Hacı Bayram'dır" dedi. Akşemseddin hazretlerinin yüzü buruştu kalbi sıkıntıyla doldu. Demek meşhur Veli Hacı Bayram dükkan dükkan para topluyor, buralara kadar kendimi  boşuna yormuşum diyerek meşhur Veli Şeyh Zeynüddin-i Hafi hazretlerine talebe olmak için Halep'e bir konak mesafeye geldiğinde bir hana geldi. Sabah, elleri yüzünde korku, şaşkınlık ve dehşet içerisinde uyandı. gördüğü rüyanın etkisi altında Halep yerine Ankara istikametine döndü.Rüyasında boynuna takılan bir zincir Hacı Bayram'ın elindeydi Akşemseddin Halep'e gitmek istedikce Hacı Bayram zinciri çekiyordu. Hacı Bayram-ı Veli'nin dergahına ulaşınca Akşemseddin onun talebeler gibi tarlada çalıştı. Yemek vakti gelince Akşemseddin'in yüzüne bakmadı. Hacı Bayram hazırlanan yemeği talebele... Devamı

22 05 2011

Bulgarlar

    Bulgarlar 7-15 yüzyıllarda yaşamış bir türk kavmidir. Sibirya'dan Volga boylarına göçmüş, bir kısmı da Tuna boylarına gelerek şimdiki Bulgaristan'a yerleşmişlerdir. Volga Bulgarları 9. yüzyılda islamı kabul etmişlerdir. Devletin merkezi de " Bulgar" adını taşımaktadır. Bulgarlar, Ruslar'la devamlı çatışma halinde idiler. 13. yüzyılda Moğollarla temasa geçmişler, Altınordu devletinin kurulması üzerine etkilerini kaybetmişlerdir. Bundan sonra Bulgar Türklerine " Kazan Türkleri" veya " Tatarlar" denmeye başlamıştır. Tuna boylarına gelen kol Hazar Türkleri'nin baskısıyla 660'ta Asparuh Han'ın başkanlığında bugünkü Bulgaristan'a yerleşmişlerdir. Kurum Han devrinde bir imparatorluk halini almışlar İstanbul'u bile kuşatmışlardır. Bogoris Han'ın ortodoks mezhebini kabul etmesiyle Bulgarlar artık bir Türk kavmi olmaktan çıkmışlardır islavlaşmışlardır ve grek kültürünü benimsemişlerdir. 971'de Bizans'a tabi olmuşlar 1018'de artık Bulgar devleti diye bir şey kalmamıştır. Devamı

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim Religion Blogs
religion blog Top religion blogs