28 04 2011

TÜRK SAVAŞ SİSTEMLERİ

    TÜRK SAVAŞ SİSTEMLERİ   Türklerin en çok kullandıkları savaş sistemi,turan taktiği(kurt kapanı) idi.Bu sistem,iki aiamalı olarak uygulanırdı:    -Sahte geri çekilme(sahte ricat),    -Pusu. Ordu,savaş anında merkez,sağ ve sol olmak üzere üç kısma ayrıldı.Merkez kuvvetleri düşmana saldırır,bir süre sona saldıran bu kuvvetler kaçar gibi geri çekildi.Bunu yaparken de ait üzerinden ok atmak suretiyle savaşa devam ederlerdi.Böylece geri çekilen Türk askerlerinin peşinden gelen düşman,ordunun sağ ve sol kısmı tarafından pusu kurulan yere çekilir,çember içine alınarak imha eilirdi.Keşif ve yıpratma savaşları da çok yaygındı.Türk askerleri,silah olarak başta ok ve yay olmak üzere mızrak,kılıç,süngü,kalkan ve kargı kullanırlardı.Türk ordu sistemi,başta Çin olmak üzere Roma,Bizans,Moğol ve Slav ordu sistemlerini de etkilemiştir. Devamı

28 04 2011

DÖRT MEZHEP İMAMI

    DÖRT MEZHEP İMAMI   Dört Mezhep İmamı Yeryüzünde bulunan bütün müslümanlara doğru yolu gösteren ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dinini değişmeden bozulmadan öğrenmemize önderlik eden, dört büyük alim olmuştur. Bunlar; İmam-ı A'zam Ebu Hanife, İmamı-ı Malik, İmam-ı Şafii ve İmam-ı Ahmed bin Hanbel'dir.   1- İmam-ı A'zam Ebu Hanife (Nu'man bin Sabit) İslam alimlerinin en büyüklerindendir. Ehl-i sünnetin reisidir. Hicretin 80. senesinde Kufe'de doğdu ve 150 senesinde Bağdat'ta vefat etti. İmam-ı A'zamın Kur'an-ı Kerimden ve hadis-i şeriflerden anlayıp açıkladığı din bilgilerine onun " mezhebi" denir. Buna uyan müslümanlara da " Hanefi" denir.   2. İmam-ı Malik bin Enes: Çok büyük alimdir. Hicretin 95. yılında Medine'de doğdu ve 179 senesinde Medine'de vefat etti. Bu büyük alime uyanlara da " Maliki" denir.   3- İmam-ı Muhammed bin İdris Şafi'i: İslam alimlerinin gözbebeğidir. 150 senesinde Filistin'de Gazze'de doğdu. 204 senesinde Mısır'da vefat etti. bu zatın gösterdiği yolda bulunanlara " Şafii" denir.   4- İmam-ı Ahmed bin Hanbel: Hicretin 164. senesinde Bağdat'da doğdu ve 241 senesinde Bağdat'da vefat etti. İslam binasının temel direğidir. Bunun açıkladığı din bilgilerine uyarak işlerini ve ibadetlerini yapanlara da " Hanbel" denir.   Bu dört imamın ve talebelerinin, Eshab-ı kiramdan öğrenip bildirdikleri doğru yola " EHL-İ SÜNNET VEL-CEMAAT MEZHEBİ" denir. Bugün bu dört imamdan birine uymayan bir kimse, büyük tehlikededir. Doğru yoldan sapmıştır. ... Devamı

27 04 2011

İHLAS SÜRESİNİN FAZİLETİ

    İhlas Süresi İlas Süresi, Allah'ın birliğini ve İslamın bir Allah inancını öğretir. Allah'ın bir olduğuna delil bu süredir. Kureyş'den bir grup kimse gelip Allah'ın nasıl olduğunu Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) sordular. Ve Cebrail (a.s.) hemen İhlas Süresini getirip Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'e okudu. Bize Allah'ın varlığının ve birliğinin delili nedir? diyenlere bu süreyi okuruz. İhlas Süresinin Fazileti İhlas Süresinin Faziletini bildiren Hadis-i Şerifler 1- İhlas Süresini okuyan kimse, Kur'anın üçte birini okumuş gibidir. (Üçte birini okumuş sevabı alır) 2- Kim ki (İhlas Süresini) üç kere okursa, Kur'anın tamamını okumuş gibidir. 3- Kim ki (İhlas Süresini) 10 kere okursa, Yüce Allah, o kimse için cennette bir köşk yapar. Onbir (11) kere okuyan kimseye cennette bir saray yapar, 20 defa okuyan kimse iki saray yapar. 30 defa okuyan kimseye üç saray yapar. 4- Her kim sabah namazından sonra (İhlas Süresini) 11 defa okursa, o gün bütün günahlardan korunmuş olur. Hatta şeytan gelip her ne kadar çaba sarfetse başaramaz. Okuduğu İhlas Süresi o kimseyi korur. 5- İhlas Süresini 12 defa okuyan kimse, Kur'anı dört defa hatmetmiş sevabı alır. 6- İhlas Süresini hergün 50 kere okuyan kimse, kıyamet günü kabrinde şöyle çağrılır: ( Ey Allah'ı öğen kimse kalk cennete gir). 7- İhlas Süresini 50 kere okuyan kimsenin Cenab-ı Hak, elli senelik günahını (kul hakkı dışında) affeder.  8- Kim namazlarda veya namazlardan sonra 100 defa (İhlas Süresini) okursa Cenab-ı Hak, ona cehennemden kurtuluş beratı yazar. 9- Her kim İhlas Süresini. 1000 defa okursa, bu kimse kendi nefsini (canını kendisini) cehennem ateşinden satın almıştır. ( yan... Devamı

27 04 2011

HZ. ALİ DÖNEMİ (656-661)

  Ali Bin Ebu Talip  Hz. Muhammef (s.a.v.) Efendimizin Amcası Ebu Talip'in oğlu, Hulefa-i Raşidinin ve Cennet'le müjdelenen on kişinin dördüncüsü Resülullah'ın damadı. Ehl-i beytin, Ehl-i abanın birincisidir. Künyesi Ebü'l-Hasan ve Ebu Türab'dır Puta tapmadığı için Kerremallahü Vecheh: kahraman ve cesur olmasından, dönüp dönüp düşmana saldırmasından dolayı Kerrar: Allahü tealanın arslanı manasına Esedullah-il-Galip ve Haydar: Allahü tealanın takdirine razı olduğu için Mürteda (Mürtez) lakablarıyla anıldı Annesi, Peygamber Efendimize kendi çocuğu gibi bakan Fatıma binti Esed'dir. 599 senesinde Mekke'de doğdu. Beş yaşından itibaren Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin yanında yaşayan Ali (r.anh) On yaşında yken Müslüman oldu. Bedr, Uhud, Hendek, ve diğer bütün gazalarda bulundu. Hz. Osman'ın(r.anh) şehit edilmesinden sonra 656 Zilhicce ayında halife oldu. Hz. Osman'ı şehit edenlerin cezalandırılmaları hususundan çıkan ictihad ayrılıklarından dolayı karşı karşıya gelen iki ordu arasında tam anlaşma olmuştu ki, Abdullah bin Sebe ismindeki Yahudi gece karanlığında grubu ile birlikte Basralıların üzerine saldırdı. Üç gün savaş devam etti. Cemel (Deve) Vak'ası olarak bilinen bu hadisede Hz. Ayşe Medine'ye gönderildi. Hz. Ali (r.anh) bir sene sonra Sıffın denilen yerde Hz. Muaviye'nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. askerlerinden yirmi beş bin, karşı taraftan kırk beş bin kişi sehid oldu. karşı taraftan gelen sulh teklifi ile antlaşma olunca, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara harici denildi. 660 senesinde Ramazan-ı Şerif ayının on yedinci Cuma günü sabah namazına giderken İbn-i Mülcem adlı bir harici tarafından şehit edildi. Halifeliği devrinde zuhur eden fesatçılarla müca... Devamı

27 04 2011

Karesioğulları Beyliği

      KARESİOĞULLARI (1304-1360)   Türkiye Selçukluları, Danişmentliler Beyiğini son verince Danişmentli ailsine mensup olanlar, Bizans sınırlarında uc beyi olarak görev aldılar. Bunlardan Karesi Bey, Balıkesir ve Çanakkale civarını ele geçirerek kendi adı ile anılan beyliği kurdu (1304). Karesi Bey, Danişmentliler soyundandı. Karesi Bey Bizanslılarla savaşarak Bergama, Sındırgı, Bigadiç, Erdemit, Ayvalık ve Ezine gibi şehirleri aldı. Ece Halil komutasında Dobruca'dan gelen Sarı Saltuk Türkmenlerini kedi topraklarına yerleştirdi. Karesi Beyin ölümünden sonra beylik ikiye ayrıldı. Beyliğin merkezi olan Balıkesir' oğlu Demirhan Bergama ve çevresini ise iğer oğlu Yahşi Bey yönetti.Balıkesir ve çevresi, Orhan Gazi'nin düzenlediği sefer sonucunda Osmanlılara katıdı. I. Murad, Çanakkale'yi ele geçirerek bu beyliğe son verdi (1360). Osmanlı Devleti'ne katılan ilk Türk Beyliği olan Karesioğullarının güçlü donanması Osmanlılara geçti. Böylece Osmanlılar, ilk defa deniz gücüne sahip oldu. Hacı il Bey, Evrenus Bey ve Ece Halil gibi Karesi komutanları, Osmanlı Devleti'nde önemli hizmetlerde bulundular.   Devamı

27 04 2011

MİRYOKEFALON SAVAŞ

    Miryokefalon Savaşı Anadolu Selçukluları ile Bizans İmparatorluğu arasında yapılan savaş ( Eylül 1176). Bizans imparatoru I. Manuel, Türkmen akınlarını önlemek, Anadolu'daki Selçuklu ilerlemisini durdurmak için 1176 baharında büyük bir orduyla harekete geçti. Hedefi Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'ydı. Fakat Konya'ya Eskişehir üzerinden değil Selçukluları şaşırtmak için, Denizli yöresinden varmayı planlıyordu. II. Kılıç Arslan komutasındaki Anadolu Selçuklu ordusu ve Türkmen grupları Bizans ordusunu Miryokephalon'da ( bugünkü Hoyran Gölü ile Kumdanlı arasındaki dağ geçitlerinde) pusuya düşürdü. Bizans ordusu ağır kayıplar verdi, tüm ağırlıkları Selçukluların eline geçti. Savaş sonunda yapılan antlaşmayla Bizans, Eskişehir surlarının yıkılması ve bir miktar savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Bu savaş Bizans'ın Türkleri Anadolu'dan çıkarabilmek umuduyla yaptığı girişimlerin sonuncusu oldu. Bu tarihten sonra Bizans Türklere karşı saldırı politikasını bir tarafa bıraktı ve kesin olarak savunmaya çekildi. Miryokefalon zaferi, Anadolu'nun Türk yurdu olduğunu bütün dünyaya ispat etti. Türkiye Selçukluları Devleti, bu zaferle Türk - islam dünyasında en önemli devlet konumuna yükseldi. Bizans'ın Anadolu'yu geri alma düşüncesi ortadan kalktı. Devamı

26 04 2011

Türklerin Anadolu'yu fethi

      Türklerin Anadolu'yu fethi. Anadolu'da Türk Tarihi Anadolu'ya yapılan ilk Türk akınlarıyla başlamıştır. Anadolu'ya ilk Türk akınları Hunlar tarafından yapılmıştır. Asya'dan Avrupa'ya göç eden Hunların bir kolu, 4. yüzyıl sonlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya gelmiş. Erzurum, Malatya Çukurova bölgesine kadar ilerlemiş, aynı yoldan geri dönerek Avrupa'ya doğru ilerleyen ana kola katılmışlardır. İslamiyeti kabul eden Türklerin bir kısmı Abbasilerin hizmetine girmişlerdir.Abbasiler, Türklerin askerlik yeteneklerinden yararlanmak amacıyla, Bizans sınırındaki uc vilayetleri olan Suriye, Elcezire ve Doğu Anadolu'yu avasım adı verilen askeri amaçlı bölge haline getirdiler. Horasan ve Maveraünnehir'den gönüllü Müslüman Türkleri bu bölgeye yerleştirdiler. Tarsus, Adana, Maraş, Malatya, Diyarbakır, Malazgirt ve Erzurum gibi şehirler, avasım bölgesinin en önemli şehirleriydi 9. yüzyıldan itibaren Afşin, Ferganalı Ömer, Semerkantlı Haris, Vasıf gibi Türk komutanlarının yönetiminde Türklerden oluşan Abbasi orduları, Bizans'a karşı büyük başarılar elde ettiler. Anadolu'ya yerleşme amacını güden Türk akınları ise Büyük Selçuklular tarafından başlatılmıştır. Büyük Selçuklu Devleti kurulmadan önce Tuğrul ve Çağrı Bey idaresindeki Oğuzlar, Maveraünnehir'de Karahanlı ve Gazneli deletlerinin şiddetli baskısı altındaydı. Bu baskıdan kurtulmak için Tuğrul ve Çağrı Bey, yeni bir yurt edinme gereğini duydular. Bu nedenle keşif seferleri yapılmasına karar verdiler. Bu seferlere komuta eden Çağrı Bey, yanındaki kuvvetlerle Gazneli toprağı Horasan'ı aşarak Azerbaycan yoluyla Doğu Anadolu'ya girdi (1015). Van Gölü çevresinin b&... Devamı

26 04 2011

Salankamen Savaşı

Salankamen Savaşı (1691) Osmanlı tarihinde olumsuz savaşlarından biride Salankamen savaşıdır. Avusturya ordusunun başında Ludwig vardı. Osmanlı ordusunun başında Fazıl Mustafa Paşa bulunuyordu. Osmanlı Macaristan'daki Salankamen'de karşılaştı. Yapılan şiddetli hücumlarla düşman ordusu bozuldu ve kaçmaya başladılar. Şavaşı gayet iyi idare eden Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa kesin neticeyi almak için düşman ordusun üzerine saldırdı. Tam bu sırada bir kurşun isabetiyle şehit oldu. Ölümü askerden saklanamadı. Herkes öğrenince, asker üzerinde olumsuz etki yapıp düzeni bozuldu. Çekilen düşman askerlerini takip etmediler. Harp görmüş tecrübeli bir kumandan olan Ludwig, durumu kavramıştı ve derhal ordusunu toplayarak, şiddetli bir saldıraya geçti. Galip gelmişken mağlubiyete uğrayan Osmanlı ordusu bütün ağırlıklarını düşmana bırakarak bozulup geri çekildi (1691). Devamı

26 04 2011

Mute Savaşı

Mute Savaşı Mute Kudüs'ün güneyinde bir kasabanın adıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) etrafdaki kabileleri ve dünya hükümdarlarına İslam dinini davet için elçiler gönderiyordu. Busra valisi Şurahbil bin Amrü'l Gasani Bizans'ın himayesinde Hristiyanlığı kabul etmişti. Şurahbil Mute'de bulunduğundan Peygamber Efendimizin elçisi Haris bin Umeyr'i (r.anh) Mute'den gecerken yakalattı. Peygamberimizin elçisi olduğunu öğrenince öldürttü. Bu hadise, Arabistan'da kabilleler arasında örf ve adeletlere hukuki prensiplere aykırı idi. Peygamberimizin elçilerinden şimdiye kadar hiçbiri öldürülmemişti. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz Haris bin Umeyr'in şehit edildiğini öğrenince çok üzüldü. Bunun üzerine hemen Zeyd bin Harise (r.anh) kumandasında bir ordu hazırlanmasını emrettiler. Hazırlanan üç bin kişilik ordu hareket etmeden önce Peygamber efendimiz; " Eğer savaşta Zeyd bin Harise şehit olursa, kumandayı Cafer ibni Ebi Talip alsın, şayet, Cafer de şehit olursa, kumandayı Abdullah bin Revaha alsın şayet o da şehit olursa aranızdan birini seçin" buyurarak sancağı Zeyd bin Harise'ye (r.anh) verdi.Hz. Muhammed (s.a.v.) Orduyla birlikte Medine'nin dışında Seniyyetü'l Veda denilen bir tepenin yanına kadar gidip " Haris'in şehit olduğu yere kadar gidin. Orada kafirlerden kim varsa onları ilk önce İslam dinine davet edin, eğer kabul ederlerse İslam dinini onlara anlatarak öğretin, yok karşı gelirlerse Allahü tealanın yardımını istiyerek onlarla savaşın." buyurdu ve orduyu uğurladı. İslam askerleri Maan mevkiine geldiklerinde, Bizans ordusunun yüz bin kişilik kuvvetle üzerlerine doğru geldiğini haber aldılar. Düşman askeri 100.000 kişi olmasına karşılık, İslam ordusu 3.000 kişi olup sayı... Devamı

26 04 2011

Hz. Musa (a.s)

Hz. Musa (a.s.) Museviler'in Peygamberidir. Hz. Musa (a.s.) İsrailoğullarının Mısır'da yaşadığı sırada doğdu. O günlerde Mısır yerlileri bukavmi hor görüyor, onlara çeşitli eziyetler ediyorlardı. İsrail kavmi bu eziyetlerden kurtulmak için atalarının ülkesi olan Ken'an ili ( Filistin)'e gitmek istiyordu. Ancak Mısır'lılar İsrailoğulları'nın Mısır'ı terk etmesine izin vermiyor, onları ezmek yolunu tercih ediyorlardı. Bütün bu eziyetler yetmiyormuş gibi bir ara Firavun doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmesini de emretti. Bunun sebebi, kahinlerden birinin İsrailoğulları'ndan doğacak bir oğlan çocuğunun Mısır'a zarar vereceği hakkında bir kahanette bulunmasıydı. Hz. Musa (a.s.) bu sırada doğdu. Hz. Yakup (a.s.)'un soyundan geliyordu. Annesi onu ölümden kurtarmak için bir sepete koyup Nil'in sularına bıraktı. O sırada Firavun'un karısı Asiye sepeti.  Görüp çocuğu aldı. Onu büyütmeye karar vererek bir süt anne aratmaya başladı. Hz. Musa (a.s.) kimsenin sütünü emmedi. Nihayet kendi annesi saraya mürecat edince onun memesini emdi. Böylece annesi de saraya alınmış oldu. Hz. Musa (a.s.)  sarayda büyütüldü. Hz. Musa (a.s.) gençliğinde birinin haksız yere bir adam dövdüğünü gördü, bir yumrukta adamı öldürdü. Bunun üzerine yakalanmamak için Arabistan'a kaçarak Medine'ye gitti. Hz. Şuayp (a.s.) Peygamber'in kızıyla evlendi. Aradan yıllar geçtikten sonra kavmine dönmek için yola çıktı. Sina yarımadasındaki Tur dağına çıkınca orada Allah (c.c.) ile görüştü ve ondn Peygamberlik ve emirlerini aldı. Sayısı 10 olan bu emirler " on Emir" diye anılır. Hz. Mua (a.s.) Mısır'a geldiği zaman Firavun&#... Devamı

26 04 2011

Hamd ve Elhamdülillah

Hamd ve Elhamdülillah Hamd, övmek, razı olmak, hakkını ödemek ve teşekür etmek anlamına gelmektedir. "El-hamdü li'llah" cümlesi ise her türlü övgü Allah'a özgüdür, anlamını taşır. "El-hamdü li'llah": medh, zikir, şükür, nimeti ikrar, minnet ve dua cümlesidir. El-hamdü li'llah diyen insan, yaratan, yaşatan, bütün nimetleri var eden ve kemal sıfatıyla muttasıl (nitelikli) olan Allah'ı anmış, övmüş, nimetlerini ikrar etmiş, minnet duymuş, O'na dua ve şükretmiş olur. Öneminden dolayıdır ki Kur'an, besmeleden sonra el-hamdü li'llah cümlesi ile başlamakta ve değişik pek çok surede tekrarlanmaktadır. Yüce Allah, bu cümle ile hem her türlü övgünün kendisine ait olduğunu haber vermekte, hem de kullarından bu cümle ile kendisini övmelerini istemektedir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed aleyhisselam: "El-hamdü li'llah dediğin zaman Allah'a şükretmiş olursun" (Taberi, 1/60), "Duanın en efdali Elhamdü lillah diye dua etmektir" denilmiştir. İman edip Salih amel işleyen cennet ashabının ahiretteki duaları da, "El-hamdü li'llahi Rabb'il-alemin" (Her türlü övgü, Alemlerin Rabb'ı Allah'a mahsustur) şeklindedir (Yunus suresi, 10). Allah'a hamd edebilmek, O'nun varlığına, birliğine Peygamber ve kitaplarına, Kur'an'da bildirdiklerine iman etmek, Salih ameller işlemek, Allah'ın, insanların ve diğer varlıkların haklarına riayet etmekle gerçekleşir. "Hamd şükrün başıdır. Hamd etmeyen kul Allah'a şükretmiş olmaz." (Hadis-i Şerif, Feyzü'l-Kadir) ... Devamı

26 04 2011

Talas Savaşı

Talas Savaşı (751)   750 yılında Emevi Devleti yıkıldı ve yerine Abbasi Devleti kuruldu Abbasilerin yönetime gelmesiyle Türk-Arap ilişkilerinde de olumlu yönde gelişmeler görülmeye başladı. Bu tarihte Türklerin dağınık durumda bulunmaları, Orta Asya'da bir siyasi oterite boşluğu oluşmasına yol açtı. Bu durumdan yararlanan Çinliler, Doğu Türkistan'a girerek Talas Irmağı'na kadar olan yerlere egemen oldular. Abbasi Devleti'nin Horasan Valisi Ebu Müslim, Salih Bin Ziyad komutasında bir orduyu, Çinlilerin ilerleyişini durdurmakla görevlendirdi. Araplar ile Çinliler Talas Irmağı kıyısında karşılaştılar. Türk Boylarından Karluklar, bu Savaşta Arapları destekleyerek savaşı kazanmalarını sağladılar (751). Talas Savaşı sonunda İslamiyet Türkler arasında yayılmaya başladı. Türk-Arap ilişkileri gelişti ve ticari ilişkiler arttı. Talas Savaşı, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu savaştan sonra Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri, İslamiyeti kabul eden ilk Türk boyları oldular. 10. yüzyıl başlarında Türklerin en büyük kolu olan Oğuzlar, daha sonra İtil (Volga) Bulgarlar Müslümanlığı kabul ettiler. Böylece bulundukları bölgelerdeki siyasi otorite olma yolu açılmış oldu. Türklerdeki tek Tanrı inancı ile İslamiyetteki Allah inancının benzerliği, Türklerin İslamiyeti benimsemelerinde etkili olmuştur Devamı

26 04 2011

Misvak

Misvak Diş temizliğinde kullanılan bir çeşit tabii fırça. Arabistan'da bulunan erak ağacının dalından, bir karış uzunlukta kesilen parçadır. Erak dalı bulunmazsa zeytin dalı da olabilir.Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz abdestte ağzı yıkarken, dişleri misvak ile temizlerdi. Adem aleyhisselamdan beri bütün peyganberler, Misvak kullanmışlardır. Hadis-i Şerifte: " Dört şey peygamberler tarafından hep yapılmıştır: Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek" buyuruldu. İslamiyet, her türlü beden ve kalp ( manevi,iç temizliğini, ehemiyetle emretmektedir. Allahü Teala: " Temiz olanları severim", ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz de" din, temizlik üzerine kurulmuştur" buyurdu. Yine Peygamber Efendimiz: " Namazın anahtarı temizliktir". ve Temizlik imandandır". Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Hadis-i Şeriflerinde: ( " Ey ümmetim misvak kullanınız. Muhakkak ki onda, on haslet ( faydalı özellik) vardır. Misvak kullanmak, ağzı temizler, Allahü Tealayı hoşnud, razı eder. melekleri sevindirir, gözün görmesini keskinleştirir, dişleri beyazlaştırır, çürümeleri önler ve diş paslarını yok eder, yemeğin hazmını kolaylaştırır, balgamı keser. Misvak kullanarak kılınan namazlar, sevap bakımından kat kat olur. Ayrıca ağızdaki çirkin kokuyu giderip, güzel kokmasını sağlar. O ağız ki, Kur'an yoludur.") Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) abdest alırken, her namaza başlarken, yatmadan önçe ve yataktan kalkınca eve girince evden ayrılırken, yemekten önce ve yemekten sonra Kur'an-ı Kerim okumaya başlerken daima misvak kullanırdı. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz Misvak kullanmanın önemi hakkında Hadis-i Şeriflerinde buyruldu ki: (" Devamlı misvak kullanın. O ağzı... Devamı

26 04 2011

Hz.Süleyman (a.s.)

Hz. Süleyman (Aleyhisselam) Hz. Süleyman (a.s.) Davud (a.s.) Peygaberin oğludur. Hz. Süleyman (a.s.), babası Hz. Davud'un vefatından sonra onüç yaşında babasının yerine geçmişti. Sonra Allah Teala tarafından Hz. Süleyman (a.s.)'a Peygamberlik verilmişti. Böylece Süleyman (a.s.) babası Hz. Davud (a.s.) gibi hem hükümdarlık ve saltanatı hem de Peygamberlik vazifesini kendisinde toplamıştır. Allahü Teala insanları, cinleri, kurtları, kuşları, tüm hayvanları, hatta rüzgarları dahi Peygamberinin emrine vermişti. Bütün bunlar Hz. Süleyman Peygamberle konuşur ve onun emirlerini yerine getirirdi. Hz. Süleyman (a.s.) 40 sene çok büyük bir saltanat sürmüştür. 53 veya diğer bir söylenişe göre 60 yaşında vefat etmiştir. Kur'an'da Hz. Süleyman(a.s.) hakkında 13 kadar ayet vardır. " Mescidi Akas'yı" Hz. Süleyman (a.s.) yapmış, inşasında cinleri bile çalıştırmıştır Devamı

26 04 2011

Çanakkale Zaferi

Çanakkale Zaferi Birinci Dünya Savaşı içinde Osmanlı Devleti ve İtilaf Devletleri açısından en önemli cephe,Çanakkale Cephesi olmuştur.İtilaf Devletleri,Çanakkale Cephesi’nde başarılı olursa hem İstanbul’u alıp,Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmış olacaklar hem de müttefikleri olan Rusya’ya gerekli yardımı bu yoldan daha kısa sürede ulaştırabileceklerdi.Ayrıca bu cephede kazanacakları zafer ile Almanya’nın Osmanlı Devleti ile bağlantısını da kesmiş olacaklardı.Bu amaçlarını gerçekleştirmek isteyen İtilaf Devletleri 19 Şubat 1915 itibaren Çanakkale Boğazı’nın iki tarafındaki Türk savunma hatlarını bombalamaya başladılar.İtilaf donanması 18 Mart 1915’te büyük bir saldırıya geçti.Çanakkale Boğazı’nın girişi bir gece önce Nusret Mayın Gemisi tarafından gizlice mayınlaştı.Bu mayınlar ve Türk topçusunun karşı ateşi sayesinde İtilaf Devletleri’nin birçok gemisi batırıldı.Bu durum İtilaf Devletleri’ne Çanakkale’nin denizden geçilemeyeceğini gösterdi.Bunun üzerine 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardılar.Fakat 19.Tümen Komutanı Mustafa Kemal’in emrindeki Türk askerlerinin kahramanca savunmasıyla karşılaştılar.Mustafa Kemal ve Türk askeri,Çanakkale Savaşı’nda;Arıburnu’nda,Anafartalar’da,Seddülbahir ve Çimentepe’de düşmanın geri püskürtülmesinde,Conkbayırı’nda ise;buraya yerleşen düşmanın bölgeden atılmasında,zaferler kazandılar.Çanakkale’nin karadan da geçilmeyeceğini anlayan İtilaf Devletleri,Ocak 1916’da Gelibolu’yu boşaltmak zorunda kaldılar.Birinci Dünya Savaşı içinde;Çanakkale Zaferi’nin önemli etkileri oldu.İtilaf Devletleri,Osmanlı Devleti’nin za... Devamı

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim Religion Blogs
religion blog Top religion blogs